top of page

Harf İnkılâbı ve Dil Devrimi / Tarihçesi - 2

  • 9 Eyl 2017
  • 2 dakikada okunur

Tarihçe

...

Atay, Harf İnkılâbı’nın ilân edilmesinden sonra Alfabe Komisyonu’nun Dil Komisyonu’na çevrildiğini ifade etmektedir. Komisyon ilk olarak Celâl Sahir, Ahmet Rasim ve İbrahim Necmi öncülüğünde bir imlâ lügati hazırlamıştır. Bilahare İsmet İnönü Komisyona Larousse’nin tercümesini yapmaları talimatını vermiştir.

Komisyonda Falih Rıfkı Atay, Hüseyin Cahit Yalçın gibi dilde sadeleştirme taraftarlarının yanı sıra Besim Atalay, Agop Dilaçar ve Ahmed Cevdet Emre gibi tasfiyeci taraftarları da vardı. Tasfiyeciler dilimize yerleşmiş bütün Arabî ve Farisî kelimeleri atıp yerine ya Türk lehçelerinden karşılık buluyorlar yahut da uyduruyorlardı. Atay eserinde bu durumu şöyle anlatmaktadır:

“…hareketin içinde üç cereyan belirdi: Basit sadeleştirmeciler. Yani dilde sadeleşmeyi kabul etmekle beraber Türkçeleşmeğe doğru her türlü zorlamayı reddedenler. Türkçeleştirmeciler. Ben bunlar arasında idim. Konuşma ve kullanma diline yerleşen yabancı kelimelere dokunmamalı idik.” Daha sonra 12 Temmuz 1932’de Birinci Dil Kurultayı tertiplenmiş ve “Türk Dili Tetkik Cemiyeti” kurulmuştur. Cemiyetin kurucuları Ruşen Eşref, Celâl Sahir, Yakup Kadri ve reis (başkan) Samih Rıfat idi. Cemiyet Arabî ve Farisî her kelimeyi tasfiye etme yoluna gitmişti. Hatta bir gün “şey” kelimesi bile tartışılmıştır. Atay Atatürk’ün kendisine “Falihciğim, sen de ‘’şey’’ gibi koyu Arapçaların Türkçe olduğunu iddia edecek kadar ileri varma!” demesiyle şaşkına dönmüştür. Fakat daha sonra bu işin çıkmaza girdiğini Atatürk de anlamıştır. Atay, eserinde bunu şöyle nakletmiştir: “Bir akşam Atatürk, sofra bittikten sonra, benim, yanı başındaki iskemleye oturmamı emretti, -Dili bir çıkmaza saplamışızdır, dedi.” Ne yazık ki Atatürk tasfiyecilerin etkisinde kalmış ve dil mevzuusu çok karmaşık bir hâl almıştır. Bunun üzerine Atatürk yeni bir komisyon kurmaya karar vermiştir. Komisyonda Hasan Âli, Necmeddin Sadak, Celâl Esat, Köprülü Fuat, Reşat Nuri, Ali Muzaffer gibi âzâlar (üyeler) vardı. Başında da Falih Rıfkı Atay vardı. Bu komisyon “Osmanlıcadan-Türkçeye” bir cep kılavuzu hazırlamaya başlamış fakat tasfiyecilerin komisyona girmesiyle güzel bir çalışma ortaya çıkmamıştır. Atay, bu durumu, “Kılavuz çıktı, ama kimseyi tatmin etmiyordu. Atatürk bir gün: -İsmet Paşa’yı gördüm. Konuşamıyoruz, dilsiz kaldık, bu kadar çalıştık, küçük bir kılavuz çıkardık, diyor, dedi.” şeklinde anlatmaktadır. 1935 yılının sonbaharında Atatürk İstanbul’dan Ankara’ya dönmüş ve kurum âzâlarını (üyelerini) yanına çağırmıştır. Kendilerine Viyanalı doktor Kvirgiç tarafından Fransızca yazılmış bir incelemeden bahsetmiştir. Bu incelemeye göre ilk tefekkür güneşle alâkalıydı ve dillerin doğuşu da güneşe bağlanmalıydı. Atatürk’ün gayesi yabancı kelimelerin köken itibariyle Türkçe olduğunu isbat ettirmekti. Böylece Güneş-Dil Teorisi ortaya çıkmış oldu. Artık Yusuf Ziya Frenkçe bütün kelimelerden Türkçe kökenli olduğunu, Naim Hâzım Onat’ta Arapça kelimelerin kökenlerinin Türkçe olduğunu iddia etmeye başlamıştır. (Hatta Naim Hâzım Onat’ın 1944 yılında Maarif Vekaleti tarafından “Arapçanın Türk Diliyle Kuruluşu” isminde bir kitabı basılmıştır.) Fakat Atatürk’ün sağlığında çalışmalar tamamlanamamıştır.

Teori gerçeklikten uzaktı ve Falih Rıfkı Atay gibi bazı isimlere mantıksız gelmişti. Belki de Atatürk Güneş-Dil Teorisiyle yapılan yanlıştan dönmeyi arzuluyordu. Ki mevcut anlayışı bırakıp böyle bir adım atması daha evvel atılan adımların yanlış olduğunu ispat etmektedir. Atatürk Arabî ve Farisî kelimelerin tasfiyesini bu şekilde durdurmuştur. Ayrıca uydurma kelimelere de son vermiştir. Fakat az önce ifade edildiği gibi çalışmanın neticelenmesine ömrü vefa etmemiştir. Atatürk’ün ölümünden sonra maalesef bir dil katliamı başlamıştır. Tasfiyeler ve uydurma mefhumlar yeniden piyasaya sürülmüştür. Bu katliam Eski Türk Dil Kurumu’nun kapatıldığı 1982 yılına kadar devam etmiştir.


 
 
 

Yorumlar


© 2023 by Jessica Priston. Proudly created with Wix.com

bottom of page