top of page

İstiklâliyetimiz

  • 8 Ağu 2017
  • 3 dakikada okunur

Meseleye giriş yapmadan evvel kısaca bir mevzuya değinmek istiyorum. Dünkü yazımda dış mihrakların ülkemiz üzerinde yapmaya kalkıştığı bir takım eylemlere dikkat çekmiştim. Pazar akşamı Beşiktaş'la Konyaspor arasında oynanan maçta da yine bu meseleyle alâkalı bir olay meydana gelmiş. Bir grup Beşiktaş taraftarı stada, hazırladıkları, üzerinde "Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa" yazılı pankartı sokmak istemiş. Fakat polis izin alınmadığı gerekçesiyle pankartın sokulmasına izin vermemiş. Yine aynı maça bir başka taraftar grubu DHKP-C üyesi olan Semih Özakça ve Nuriye Gülmen isimli iki teröriste atıfta bulunarak "Nuriye Semih Yaşasın" yazılı bir pankart getirmiş. Şimdi sormamız lazım: "Nuriye Semih Yaşasın" pankartı için izin mi alındı? Yani izin alındıktan sonra teröristler bile pankart açsa izin mi veriliyor? Bunların cevabı hepimizin bildiği gibi hayır. Birileri oyununu oynamaya devam ediyor. Gayeleri bir taraftan ulusalcı diye tabir ettiğimiz kesimi hükûmete bilendirmek bir yandan da teröristlere fırsat vererek milliyetçi-muhafazakar diye tabir ettiğimiz kesimi hükûmete karşı işkillendirmek.

2019 seçimlerine gittiğimiz bu süreçte ulusalcıları, kadınları, LGBT üyelerini aktif olarak sahada kullanmaya devam edecekler. Ve bunu da Batı'da yankı bulması için bir takım kisveler altında yapacaklar. Mesela, Nuriye ve Semih birer eğitimci! Büyükada toplantısını yapanlarda İnsan Hakları savunucularıydı!

Son olarak Batı'nın yüzsüzlüğüne bir misal verip meseleyi kapatıyorum. Beşiktaş-Konsaspor maçında bildiğimiz üzere olaylar yaşanmıştı. Almanya'nin Die Welt gazetesi bu olayları Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yanlılarının yaptığına dair bir haber yapmış. Ve olayların yurt geneline yayıldığını ifade etmiş. Akılları sıra Türkiye'yi karşık bir ülke olarak gösterecekler. Fazla yorum yapmaya değmez. Gülelim ve geçelim.

Şimdi de gelelim asıl mevzumuza. Gerçekten güçlü bir ülke olmak istiyorsak, gerçekten istiklâliyetimizi tam mânâsıyla elde etmek istiyorsak, tarımdan bilim ve sanayiye kadar her alanda üretim yapmak zorundayız. Hamdolsun, son yıllarda yeterli düzeyde olmasa da çok mühim adımlar atıldı. Özellikle savunma sanayiinde güzel gelişmeler yaşandı. Bugün biraz da bu meseleye değineceğim.

Daha evvelde ifade ettiğim gibi bütün şer odakları tıpkı Osmanlı'nın son döneminde olduğu gibi topyekün üzerimize gelmeye başladılar. Bir yandan ABD sınırlarımızı karıştırıyor öbür taraftan Avrupa ekonomik yaptırımlar yapmaya kalkıyor. İşte bizim de bu süreçte izlediğimiz siyaset tıpkı Sultan II. Abdülhamid'in siyasetine benziyor. Şöyle ki, farklı alanlarda İngitere'den Fransa'ya, Rusya'dan Çin'e kadar birçok ülkeyle ilişkileri sürdürmeye devam ediyoruz. Bu da siyasetin dengede kalmasını sağlıyor. Bu izlenime tarihçi Vahdettin Engin'in "Bir Devrin Son Sultanı II. Abdülhamid" adlı kitabındaki şu paragraftan vardım:

"II. Abdülhamid 19. yüzyılda hiçbir devletin sadece kendi gücüne dayanarak politika oluşturmadığı, aralarında ittifaklar yapmak suretiyle daha güçlü olmaya çabaladılarının farkındaydı. Dolayısı ile kendisi de öyle hareket etti. Devletler arasındaki dengeleri kollayarak politika üretti. Bu uğurda zaman zaman tavizler vermek zorunda kaldığı anlar da oldu. Ama bu durum hiçbir zaman devletin aciz durumlara düşürülmesi pahasına gerçekleşmedi"

Şimdi biz de tıpkı Abdülhamid Han'ın yaptığı gibi bir yandan Alman firması Siemens'le ortaklaşa Yenilebilir Kaynak Alanları ihalesini gerçekleştirirken diğer yandan Ruslar'dan S-400 savunma füzesi alıyoruz. Bir yandan Atak helikopterini İtalyanlarla birlikte yaparken diğer yandan Altay tankının motoru için Ukrayna'yla anlaşma yapıyoruz. Bir taraftan İngiltere'yle ortak savaş uçağı yaparken öbür taraftan İspanyollarla uçak gemimizi yapıyoruz (inşaallah 2019'da millî uçak gemimiz hizmete girecek). Yine ABD ve Çin'le yapılan bir takım çalışmalar söz konusu.

İfade etmeye çalıştığım bütün bu gelişmeler sevindirici. Böyle bir zamanda böyle bir siyaset izlemek gayet mantıklı. Fakat nizâm-ı alem ülküsüne, idealine sahip bir ülke için yetersiz. Bizlerin tıpkı hedeflerimizde olduğu gibi %100 millî ürünler ortaya koyması gerekiyor. Aksi takdirde istiklâliyet tam mânâsıyla söz konusu olamaz. Kendi ayakları üstünde duran bir ülke olmalıyız ve inşaallah olacağız. Tabii burada değinilmesi gereken bir hususta şu: Bunun her alanda ve her üründe olması gerekiyor. Yöneticilerimizden bu meselede ciddi bir kararlılık göstermesini temenni ediyoruz. Selametle...

 
 
 

Yorumlar


© 2023 by Jessica Priston. Proudly created with Wix.com

bottom of page